1950'ler… Moda, moda oldu!

2. Dünya Savaşı henüz bitmişti. İroniktir ki yıkmak için geliştirilen teknolojiler, bilime yapılan yatırımlar insanlığın ilerlemesinde büyük sıçramala...

2. Dünya Savaşı henüz bitmişti. İroniktir ki yıkmak için geliştirilen teknolojiler, bilime yapılan yatırımlar insanlığın ilerlemesinde büyük sıçramalar yaratmıştı. Dünya büyük değişimlere gebeydi. Teknolojik gelişimle gelen seri üretim olanakları, iletişim araçlarının gelişmesi ve yaygınlaşması, atom çağının başlaması ile ortaya çıkan yeni felsefi fikirler, dünyayı, dolayısıyla modayı derinden etkilemeye başlamıştı. Büyük bir nüfus patlaması vardı. Tüketimin artması şarttı. Suni kumaşların ucuzluğu, seri üretim teknolojisinin gelişmesiyle artan istihdam hem orta sınıfı yarattı hem de orta sınıfa para harcatmanın anahtarı oldu. Kredi kartı kavramı bu yıllarda hayatımıza girdi. Tüketimi tetiklemek için moda, biçilmez kaftandı. Renkli televizyonun bulunması ve yaygınlaşması geniş kitlelere manüplasyonu daha da kolaylaştırmıştı. Orta sınıfın tüketimdeki taşıyıcı dinamiğini lüksün simgesi Chanel bile fark etmiş, 3000 zengine hizmet verdiği Haute Couture'ün yanında kitle üretimine yönelmişti. Modanın kopyalanması ve üretilmesi daha kolay hale gelmişti. 1950'lerde moda, muhafazakar bir görünüm sergilese de bu on yıl, ters radikal sosyal değişimlerin habercisi idi.

Moda gençleşiyor!

Gençlerde reşit olma yaşı 18'e inmiş ve onların arzularına yönelik üretimler yapılmaya başlanmıştı. İlk defa genç kızlar, annelerinden farklı giyinmek istediler. Modada üretim; ebeveynler, gençler ve kardeşleri olarak farklı segmentlere ayrıldı. Dünyada doğum patlaması yaşanmasıyla, o güne kadar pek önemsenmeyen hamile modası gelişti. New Look'la çığır açan Christian Dior'dan sonra Paris; Balangia, Nina Ricci, Cardin, Givenchy gibi parlak genç isimlere önem verir hale geldi. Artık trendleri oluşturan ve takip edenler gençlerdi.

Kadınlar hiç bu kadar şık olmamıştı!

Savaş sonrasında kadınlar tekrar narin kadınsı hatlara büründüler. Genel olarak annelerin tercihi; bel kısmı korseyle incecik hale getirilmiş, kalçaları saran kalem etekler, kızlarının favorisi ise kat kat jiponlarla rock'n roll yapmaya elverişli kabarık dizaltı eteklerdi. Pantolonlar; bilek hizasının üstünde kısalmış, daralmış kaprilere ve rahat harekete izin veren bermuda şortlara dönüştü. Omuzlar geniş ve yuvarlaktı. Tek ya da çift parçalı elbiseler, küçük yaka, lastikli bluzlar, "prenses stili" kombinezon elbiseler diğer öne çıkan trendlerdi. Gece ve gündüz elbiseleri materyalleriyle çizgileriyle önemli ölçüde farklılaşmıştı. Kulüplerin, barların yaygınlaşması ile, gece kıyafetleri son derece zarif ve çekici hale geldi. Etoller bu zarifliğin tamamlayıcısı olarak bu dönem çok yaygınlaştı. Bikini ilk olarak 50'li yıllarda Avrupa'da çıkmış fakat tutucu Amerika'da pek tutmamıştı.

Erkekler için renksiz günler...

1950'ler erkek modasına muhafazakarlığı getirdi ve parlak renklerden uzaklaşıldı. Koyu renkler tekrar moda oldu. 1953'de gri flanel takım saltanatı başladı. Ceket ve pantolon boyları kısaldı. Vatka ve kruvaze takımlar revaçta iken, kravatlar inceldi, gömlek yakaları küçüldü. General Montgomery'e duyulan hayranlık bugün de çok sevilen yeni bir üstlük türünü yarattı. Askeri üniformadan çıkan şıklık ve rahatlık; mont! 50'lerin sonuna doğru erkek modasında İtalyan etkisi hissedilmeye başlandı. Hafif kumaşlar, kısa saran ceketler, keskin omuzlar, sevilen silüet haline geldi. Tüm bu muhafazakarlığa karşın gençler, Beatnik akımının etkisi ile deri, denim ve converse ayakkabı ile özgün asi bir görünüme bürünmeye başladılar. Sentetik kumaşlar yine revaçtaydı. Polimid, polyester, orlon ve akrilik hızlı dünya düzeni için ucuz ve pratikti. Desenlerdeki çeşitlilik üretim teknolojisinin ilerlemesiyle artmış, etnik desenler. futuristik baskılar üzerine parlak el boyamaların yanı sıra atom çağının soyut desenleri yaygınlaştı. Klasik renkli çiçek baskıların yanında; gri, lacivert gibi koyu renklerde ton-sür-ton, baskılar da dönemin yenilikleri arasındaydı.

Kıyafetler, tasarımcılarıyla birlikte anılmaya başlandı.

Renkli televizyonun bulunuşu ve evlerde yaygın kullanılması, film yıldızlarına ilgiyi artırmış özellikle gençler onları taklit eder olmuşlardı. Dünyada hiç bir dönem, bir trendin yayılması bu kadar kolay ve hızlı olmamıştı. Moda ve sinema ilişkisi daha kuvvetlenmiş, tasarımcılar bu yeni gücü fark etmiş, dönemin kült filmlerinde danışmanlık yapmaya başlamışlardı. Audry Herpburn’ün Tiffany'de Kahvaltı'daki çizgisi kadın silütini deriden etkilemiş, Marlon Brando motorcu deri ceketi gençlere sevdirmiş, James Dean denimin yerini sağlamlaştırmıştı. Elvis Presley dansı ve stiliyle muhafazakardan seksi erkeğe dönüşümü başlatmıştı. Kapitalizm kişilere ihtiyaçlarının dışında bir şeyler aldırabilmek için tasarımın ve özendirmenin önemini fark etmiş, moda sektörü adeta şahlanmıştır. Bu yıllarda tasarımcıların adları tüketiciler için bilinir hale geldi. Kısaca moda, moda oldu.

02 Nis 2019 - 10:09 - Kadın Modası --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak OKU HABER Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan OKU HABER hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler OKU HABER editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı OKU HABER değil haberi geçen ajanstır.




Anket Türkiye Corona Önlemlerini Azaltmakta Erken mi Davrandı?