Öztrak: ''Erdoğan İçerde Esip Gürlüyor, Dışarıda Uysal Bir Kedi Oluveriyor''

CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) CHP Genel Merkezi’nde 12.00’de toplandı. CHP Sözcüsü Faik Öztrak, MYK'nın ardından CHP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi.

CHP Sözcüsü Faik Öztrak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilgili şu sözlerini dile getirdi:

“Artık önüne gelen Erdoğan şahsım hükümetini tehdit ediyor. Erdoğan içeride millete esip gürlüyor, kaplan kesiliyor, ama dışarıda uysal kedi oluveriyor. Sürekli tehdide açık bir yönetim, ülkemizin çıkarlarını ve ulusumuzun menfaatlerini koruyamaz. Koruyamıyor da zaten” dedi. Öztrak, otomobilde uyuşturucu madde kullanırken görüntüleri ortaya çıkan ve lüks bir yaşam sürdüğü belirtilen AKP çalışanı Hamza Kürşat Ayvatoğlu için de “AK Parti’de genç bir büro elemanı bunları götürebiliyorsa, büronun asıl sahipleri acaba neleri götürüyor?” 

''Saraydakiler İçin Artık Yasa Dışı Yoktur''

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın imzasıyla İstanbul Sözleşmesinin feshinin gerçekleşmesi ile ilgili değerlendirmede bulunan Öztrak şu sözleri kaydetti:

''Saraydakiler için artık yasa dışı yoktur. Çünkü saraydakiler, tek bir imzayla kaldıramayacakları yasa, uluslararası sözleşme olmadığını düşünüyorlar. Utanmasalar TBMM’yi de kapatacaklar. Son birkaç haftada yaşadıklarımıza bakmak bile, ülkenin nereden nereye savrulduğunu görmek için yeterli. Erdoğan bundan 10 yıl önce, TBMM’de oy birliğiyle kabul edilen ‘İstanbul Sözleşmesi’nden’, tek bir imzayla ülkeyi çıkarmaya karar verdi. Ne Anayasa, ne insan hakları, ne de ahde vefa dinledi. Ucube vesayet rejiminde, tek bir kişinin iradesi, koskoca bir milletin ve 600 milletvekilinin iradesini yok saydı. Ülkemiz tek bir imzayla; hem de Anayasa’ya rağmen insan haklarına dair bir uluslararası sözleşmeden çıkarıldı. Bugüne kadar olmayan oldu. Türkiye, insan hakları açısından sözüne güvenilmez, riskli ülke konumuna sürüklendi. Medeni dünyada hızla irtifa kaybediyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nin amacı, kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti engellemek… Böyle bir sözleşmeden tek bir imzayla çıkmak en çok kimi cesaretlendirir? Elbette kadın ve çocuk katillerini... Son bir haftada 9 kadın cinayete kurban gitti.''

''Sorumlu Erdoğan'dır''

Geçtiğimiz günlerde cinayete kurban giden Sezen Ünlü ve Necla Demirbaş hakkında da yorumlarda bulunan Öztrak, iki cinayetin sorumlusu olarak Erdoğan'ı gösterdi:

''Ben gencecik iki kadına değinmek istiyorum. Biri İzmir’de 17 yaşında, aslında çocuk. 5 aylık hamile Sezen Ünlü. Diğeri, Aydın’da 31 yaşında, bir çocuk annesi, sağlık teknisyeni Necla Demirbaş. Bu iki gencecik kadının gülüşleri, gelecek hayalleri, umutları, hayatları, adına dini nikâhlı eş ve erkek arkadaş denen caniler tarafından ellerinden alındı. Sezen Ünlü’nün gözü yaşlı babası, kaybettiği evladının ardından ‘daha önce darp raporu alıp, şikâyetçi olmuştuk, ama gereken yapılmadı’ diye haykırıyor. Şahsım hükümeti ne Sezen’i ne Necla’yı koruyabildi. Peki, bu ülkeyi kim yönetiyor?  Yetki kimde, sorumlu kim? Elbette Erdoğan.''

''İşlenen Her Kadın ve Çocuk Cinayetinin Sorumlusu Erdoğan'dır''

Ailenin korunması ve kadına şiddetin önlenebilmesi için ilgili kanunların değişmesi gerektiğini vurgulayan Öztrak'ın konu ile ilgili düşünceleri ise şu şekilde:

''Yargı ve TBMM’den sonra sıra, aile kurumunu, kadınları, çocukları vesayet altına almaya geldi. İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılırken, Erdoğan’a ilham kaynağı olan örümcek kafalı yandaşları, şimdi çıkmış; ‘İstanbul Sözleşmesi yetmez, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun da değişmeli’ diyerek, el yükseltiyorlar. Çünkü cin şişeden çıktı bir kere. Erdoğan cini şişeden kendi elleriyle çıkardı. Biz bu nedenle, bundan sonra aile içi şiddete maruz kalan her kadın, her çocuk ve işlenecek her kadın cinayetinden, Erdoğan’ı sorumlu tutacağız.''

''Erdoğan Dışarıda Uysal Kedi''

Erdoğan'ın dış ülkeler söz konusu olduğunda adeta bir uysal kedi olduğunu ifade eden Öztrak, ülke ile ilgili genel konularda ise başka kimseye fırsat vermediğini iddia etti:

''AB Komisyonu hazırladığı ortak bildiride, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de, gerilimi artırıcı adımlar atması halinde, sert yaptırımlar uygulayacağı tehdidinde bulundu. AB’nin yaptırım menüsünde neler yok ki… Avrupa Yatırım Bankası’nın faaliyetlerinin sınırlanması, Türkiye’ye seyahat edilmeme tavsiyesi, enerji sektörüne yönelik yaptırımlar, bazı ürün ve teknolojilerin ihracatına yönelik kısıtlamalar. Peki, Erdoğan şahsım hükümetinden, AB’nin bu tehditlerine bir cevap çıktı mı? Hayır! Aynen ABD parlamentosu ‘mal varlığını soruştururum’ dediğinde yapıldığı gibi tehditlerin hepsi yutuldu. Artık önüne gelen Erdoğan şahsım hükümetini tehdit ediyor. Erdoğan içeride millete esip gürlüyor, kaplan kesiliyor ama dışarıda uysal kedi oluveriyor. Sürekli tehdide açık bir yönetim, ülkemizin çıkarlarını ve ulusumuzun menfaatlerini koruyamaz. Koruyamıyor da zaten. Peki, bu ülkeyi kim yönetiyor? Yaşatılan bu zilletin sorumlusu kim? Elbette Recep Tayyip Erdoğan ve onun şahsım hükümeti. Biz işte bunun için ‘ucube tek adam vesayet rejimiyle, bu ülke huzura refaha kavuşmaz’ diyoruz. Çünkü biliyoruz ki ucube tek adam vesayet rejimleri, sadece saraylarıyla, uçaklarıyla, araç filolarıyla, israfıyla, debdebesiyle, şaşasıyla gelmez. Ucube tek adam vesayet rejimleri geldiğinde; hukuksuzluğuyla, keyfi yönetimiyle, dalkavuklarıyla, beslemeleriyle beraber gelir.''

''Ülkede O Kadar Büyük Bir İrin, Cerahat Birikti Ki...''

Öztrak uyuşturucudan gözaltına alınan Kürşat Ayvatoğlu ile ilgili de çarpıcı söylemlerde bulundu:

''Onların tek davası makam ve mevkidir, nüfuzdur, banka hesaplarıdır, doların yeşilidir, yatlarıdır, katlarıdır, bindikleri spor arabalardır. Bunlar, ‘bakara makara’ diyerek, dinimizle alay ederken, lüks otellerin saunalarında, ‘çamış misali yatarken’, ‘naber fakirler’ diyerek milletimizle alay etmekten çekinmezler. Bu ülkede; pandemide kapatılan işyerlerinde çalışan genç müzisyenler, açlıktan, parasızlıktan yaşamına kıyar, milyonlarca gencimiz işsiz, geleceksiz, anasının babasının eline bakar. AK Partinin büro çalışanının burnu ultra lüks arabalarda pudra şekeriyle dolar. 2014’te Kastamonu Belediyesi’ne, kaynakçı kadrosundan giren bu şahıs, yedi yılda bu zenginliğe nasıl erişti? Bu değirmenin suyu nereden geliyor? AK Parti Genel Merkezi’ndeki bir büro elemanı, bu kadar kısa sürede bu kadar serveti nasıl elde edebildi? Böyle lüks bir yaşamı büro elemanı maaşıyla nasıl sağladı? AK Parti’de genç bir büro elemanı bunları götürebiliyorsa, büronun asıl sahipleri acaba neleri götürüyor? Ve şimdi beylerdeki telaş, acaba neyin telaşı? Olayın üstünü kapatmak için profesyonel kalemler melodram üzerine melodram yazıyor. Olayı soruşturmakla mükellef İçişleri Bakanı da çıkmış, ‘konuyu siyasileştirmek isteyenler var’ diyor. Elbette suçun şahsiliği esastır, ama nüfuz ticaretine konu mekân siyasi bir mekân ise birileri kamu gücünü kullanarak servet ediniyorsa, bu konu tam da siyasetin konusudur. Bugün tüm bunları aydınlatabilecek bir yargı var mı? Olayı tüm boyutlarıyla soruşturacak bir cumhuriyet savcısı var mı? Göreceğiz. Yolsuzluklar, kamu kaynaklarını talan…  Ülkede o kadar büyük bir irin, cerahat birikti ki… Kokusu artık arşı sardı.''

''İnsanın Fikri Neyse, Zikri De O Olur''

Basın mensuplarının sorularını yanıtlarken sözü Meclis Başkanının söylemlerine getiren Öztrak'ın konu ile ilgili yorumları ise şu şekilde:

''Yeni TCMB Başkanı bugün çıkmış, ‘hemen faiz indirilecek ön yargısı doğru değil’ demiş. Güler misiniz, ağlar mısınız? İnsanın fikri neyse zikri de o olur. Madem faizi hemen indirmeyecektiniz, yazmış olduğunuz gazetede, 200 baz puanlık faiz artışına neden kazan kaldırdınız. Köşenizden ‘faizi indir’ diye bağırdığınız gün, dolar kuru 7 lira 22 kuruştu. Bugün dolar kuru 8 lira 15 kuruş. Avro kuru 8 lira 59 kuruştu.  Bugün 9 lira 63 kuruş. Ülkenin risk primi 309 puandı. Bugün 464 puan. 10 yıllık tahvilin faizi yüzde 14’tü.  Bugün yüzde 19. Şimdi neden çark ettiniz? Faizi düşürmeyecekseniz, Naci Ağbal’ı neden görevden aldığınızı millete açıklayın. Neden bu kararla milleti yoksullaştırdığınızı anlatın. Ama bakıyoruz bunun yerine, TCMB Başkanı daha ilk günden, milleti ön yargılı olmakla suçluyor. Ne de olsa tek adam vesayet rejimlerinde, millete tepeden bakmak, milleti suçlamak adettendir. Bunlar artık milletin bakış açısını bile beğenmiyorlar.''

''Salgında Hükümet Milletimizi Canıyla Cüzdanı Arasında Sıkıştırdı''

Pandemi salgınında da hükümetin milletin arkasında olmadığını savunan Öztrak, aşılamada son derece yavaş hareket edildiği düşündüğünü ifade etti:

''Erdoğan’ın şahsım hükümeti salgında, milletimizi canıyla, cüzdanı arasına sıkıştırdı. Salgında milletimizi bir başına bıraktı. Milletimiz büyük fedakârlıklara katlandı ama günlük vefat sayıları yeniden, 150’nin üstüne çıkmaya başladı. Vaka sayıları da 30 bin civarında geziniyor. Aşılamada da işler hala çok yavaş ilerliyor. İki doz aşısı tamamlanan yurttaşlarımızın sayısı, sadece 6,6 milyon. Toplumsal bağışıklık için, 63 milyon yurttaşımızı hızla aşılamamız lazım ve bunun ancak yüzde 10’unu aşılayabildik. Aşı tedarik takviminde ciddi bir sarkma var. Tarih sürekli ileri atılıp duruyor. Bunun sorumlusu kim? Ülkeyi kim yönetiyor? Elbette Erdoğan ve onun şahsım hükümeti. Mart ayının sonuna geldik. Erdoğan, ‘Kısa çalışma ödeneğini son kez, 31 Mart’a kadar uzattık’ demişti. Eğer bir değişiklik olmazsa 1 milyon 300 bin civarında çalışanımız mağdur olacak. Çoğu ya işsiz kalacak ya da günde 47 lirayla ücretsiz izinli sayılacak.''

 

- OKU HABER, Güncel bölümünde yayınlandı
https://www.okuhaber.com/video/6867226/oztrak-erdogan-icerde-esip-gurluyor-disarida-uysal-bir-kedi-oluveriyor