Vahdettin Hain Değildir!!!

En çok söylenen Cumhuriyet Tarihi Yalanları'ndan biri Padişah  Vahdettin Hain Değildir!!! yalanıdır. Atatürk'ün Kurtuluş Savaşındaki büyük rolünü küçültmek isteyenlerin söylediği bu kuyruklu yalan, aslında tipik bir "yobaz yalanıdır." Sözüm ona, "dinsel gerekçelerle" Osmanlı'ya sahip çıkan "cumhuriyet karşıtı yobazların" üretip dillerine doladıkları bu Kurtuluş Savaşı yalanı, "resmi tarih eleştirisi" adı altında topluma enjekte edilmiştir.

Kurtuluş Savaşı esnasındaki politikası nedeniyle 1922 yılında TBB tarafından resmen "hain" ilan edilen Padişah Vahdettin, kendisinin bile tahmin edemeyeceği şekilde, zaman içinde parlatılarak, bugün neredeyse Kurtuluş Savaşı kahramanı haline getirilmiştir.

Peki ama neden? Kimler, neden bir vatan hainini aklamak istemişlerdir?

Vahdettinperestliğin belli başlı nedenleri şunlardır:

Mevlanzade Rıfat'ın Yalanı

"Vahdettin hain değildir" yalanının temelinde "halife hain olamaz" inancı ve "Atatürk'e düşmanlık" dürtüsü vardır.

"Vahdettin hain değildir" yalanı ilk kez 1929 yılında Mevlanzade Rıfat tarafından söylenmiştir. Mevlanzade Rıfat, 1929 yılında Halep de basılan ve 1933 de Türkiye de yayınlanan "Türkiye İnkıkabının İç Yüzü" adlı kitabında, "Vahdettin'in Mustafa Kemal'i, Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Anadolu'ya gönderdiği iddia etmiş ve bu iddiasını, Vahdettin'in 14 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal'e verdiği, sözüm ona bir fermana dayandırmıştır."

[caption id="attachment_146469" align="aligncenter" width="300"] Mevlanzade Rıfat'ın Yalanı[/caption]

Peki ama kimdir bu Mevlanzade Rıfat?

Mevlanzade Rıfat, kısaca, uslanmaz bir Atatürk düşmanıdır.

Mevlanzade Rıfat, daha Atatürk Samsun'a çıkmadan önce, 24 Mart 1919 da Hukuk-i Beşer adlı gazetede, I. Dünya Savaşı'na katılan komutanlara İttihatçıların vagon vagon altın dağıttıklarını ileri sürmüş ve komutanlara, "Büyük alçaklar ve haydut başları.." diye hakaret etmiştir. Bunun üzerine Atatürk, Harbiye Nezareti'ne bir dilekçeyle başvurarak, bu yazıyı kaleme alan Mevlanzade Rıfat'ın cezalandırılmasını istemiştir.

Atatürk, Mevlanzade Rıfat'a "O Sefil İftiracı..." diye hitap ettiği dilekçesinin bir örneğini de Vakit, Alemdar ve Yeni Gün gazetelerine göndermiştir.

Atatürk, Mevlanzade Rıfat'ın Türk ordusunun şerefli komutanlarına hakaret etmesine çok bozulmuştur. Türk ordusunun namuslu ve yurtsever komutanlarını haydut başı diye suçlamanın büyük bir halaksızlık ve sefil bir vicdansızlık olduğunu belirterek bu namussuzca iftirayı ve sahibini lanetlemiştir.

"Atatürk Düşmanı" Mevlanzade Rıfat'ın Padişah Vahdettin le arası çok iyidir. Padişah Vahdettin, Türkiye den kaçtıktan sonra San Remo'ya gitmiştir. Kaçak padişahın San Remo da ki ziyaretçilerinden biri de Mevlanzade Rıfat dır. Mevlanzade Rıfat, San Remo ya ilk defa 1922 de Yunanlı bir albayla gitmiştir. Ve Vahdettin'e Ankara ya karşı Yunanistan la anlaşma teklifi etmiştir. Bu görüşme sonraski Vahdettin, Mevlanzade Rıfat'a para vermiştir.

Necip Fazıl'dan Ecevit'e

Mevlanzade Rıfat'ın "Vahdettin Hain Değildir!!!" tezinden yola çıkan şair Necip Fazıl Kısakürek ise daha çok ileri giderek Vahdettin'i "Büyük Vatan Dostu" ilan etmiştir. (Necip Fazıl Kısakürek, Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahdettin, İstanbul, 1975)

Dahası eski başbakanlardan Bülent Ecevit de, 6 Ağustos 2005 yılında Vahdettin Vatan Haini Değildir.. demiştir.

Vahdettin hain değildir!! yalanını deşifre etmeden önce Vahdettin'i birazcık tanıyalım.

Vahdettin'in Hayatı ve Karakteristik Özellikleri

Vahdettin 1861 yılında dünyaya gelmiştir. Babacı Abdülmecit Efendi, annesi Gülistu Hanım'dır. Abdülmecit'in 30 çocuğundan 23'üncüsüdür. Dört aylıkken babası ölmüş, çocukluğunu ve gençliğini kapalı bir ortamda geçirmiştir.

Vahdettin, çocukluğundan ve gençliğinde saray entrikalarına hatta cinayetlerine şahit olmuştur. Amcası Abdülaziz ve ağabeyleri V.Murat ve II.Abdülhamit'in tahttan indirilmeleri ve Abdülaziz'in öldürülmesi, Vahdettin'i derinden etkilemiştir. Vahdettin korku içinde olduğunu Adliye Nazırına bildirmiştir.

[caption id="attachment_146470" align="aligncenter" width="188"] Vahdettin'in Hayatı ve Karakteristik Özellikleri[/caption]

Dört kez evlenen Vahdettin'in ilk eşi Nazikeda Başkadıefendi den Ulviye Sultan ve Sabiha Sultan adlarında iki kızı oldu. İkinci eşi, Müveddet Kadınefendi den de Şehzade Ertuğrul Efendi adında bir oğlu dünyaya gelmiştir.

Vahdettin ve Geleneksel Değerler

Vahdettin, iyi bir babadır, ağlayacak kadar duyguludur, yakınlarına cömerttir, iyi bir bestecidir, çok sigara içen ve yobaz olmayan bir dindardır.

Vahdettin geleneklerin aksine sakal bırakmamıştır. Yavuz dan sonra sakal bırakmayan ikinci Osmanlı padişahı Vahdettin dir. Sakal bırakmamasının nedenini, "Ben büyük ceddim Yavuz Sultan gibi sakal bırakmayacağım çünkü sakalımı kimsenin eline vermek niyetinde değilim" diyerek açıklamıştır.

Vahdettin, zaman zaman içki içen ve içkili toplantılarda ve ziyafetlerde eline şarap kadehi almaktan çekinmeyen biridir. Maltadayken, Vahdettin ve yakınlarının şarap masrafı 5 İngiliz Lirasıdır.

Vahdettin Almanya ziyareti esnasında verilen bir ziyafette imparatorun şerefine şampanya kadehi kaldırmıştır. San Remo'da ikamet ettiği köşkün alt katındaki misafir odasının duvarında büyükçe bir çıplak kadın tablosu asılıdır. Halifelik iddiasında bulunan Vahdettin, misafirlerini bu tablo altında ağırlamıştır.

[caption id="attachment_146471" align="aligncenter" width="225"] Vahdettin ve Geleneksel Değerler[/caption]

Vahdettin, aile hayatında son derece moderndir.

Vahdettin' in eşlerinin, kızlarının ve kız torunlarının başı açıktır. Vahdettin ailesine mendup kadın hanedan üyelerinin yurt dışından çekilmiş fotoğraflarına bakacak olursak, başlarının açık olması bir yana, padişah eşlerinin kızlarının ve kız torunlarının son derece modern hatta dekolte batılı kıyafet giydikleri görülecektir.

Vahdettin kadınlara çok düşkündür. İlk eşi Nazikeda Sultan la evlenirken ona üzerine başka bir kadınla nikahlanmayacağı sözünü vermiştir. Evet! Vahdettin 7 yıl boyunca sözünü tutmuş başka bir kadınla evlenmemiştir. Ama bu süre içerisinde gizlice başka kadınlarla birlikte olmuştur.

Beste yapan, içki içen, şampanya kadehi kaldıran, misafir odasında çıplak kadın resmi bulunduran, sakal bırakmayan, evlenmeden önce kızını damat adayıyla bizzat görüştüren, çaktırmadan başka kadınlarla birlikte olan ve eşlerinin kızlarının ve kız torunlarının başları açık olan Padişah Vahdettin'e "halifedir" diye sadece dinsel gerekçelerle sahip çıkanların şapkalarını önlerine koyup düşünmelerini öneririm!

Vahdettin'in Tahta Çıkışı

Ağabeyi Sultan Reşat'ın ölümü üzerine 4 Temmuz 1918 de padişah olan Vahdettin, tahta çıktığında 58 yaşındadır.

Vahdettin padişah olmaya istekli ve hazır değildir. Vahdettin'in hazır olmamasının nedeni, iyi bir eğitim almamasından ve bu makala hazır olmamasından kaynaklanmamıştır; onun şaşkınlık içerisinde olmasının asıl nedeni, Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu durumdur. I. Dünya Savaşı sona ermiş, çok ağır bir yenilgi alan Osmanlı Devleti, elindeki toprakların büyük bir kısmını kaybetmiş ve devlet uçurumun kenarına gelmiştir.

[caption id="attachment_146472" align="aligncenter" width="300"] Vahdettin'in Tahta Çıkışı[/caption]

Vahdettin I. Dünya Savaşına girilmiş olmasından hiç memnun değildir. I. Dünya savaşında Osmanlının karşısındaki en büyük düşmanın İngiltere olmasından kaynaklanan bu karşıtlık, Almanya'ya karşı İngiltere'ye yakınlaşma taraflısıdır.

Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı

Mevlanzade Rıfat'ın 1929 yılında Kurtuluş Savaşını Vahdettin'in başlattığını ileri sürmesinden sonra "dinci sağ" hemen harekete geçerek kurmaca bir tarih yazmaya başlamıştır.

Vahdettin'i aklamaya hatta Kurtuluş Savaşı kahramanı yapmaya yönelik iddialar ne kadar gerçeği yansıtmaktadır. Bu soruya cevap vermek için Vahdettin'in Kurtuluş Savaşının başından sonuna kadar nasıl bir politika izlediğine de bakmak gerekmektedir.

Vahdettin padişah olduğu esnada I. Dünya Savaşı devam etmektedir. Vahdettin bu savaşa bir an önce son verilmesini istemiştir.

[caption id="attachment_146473" align="aligncenter" width="260"] Vahdettin ve Kurtuluş Savaşı[/caption]

Padişah Vahdettin, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşından çekilmesini sağlayacak Mondros Ateşkes Antlaşmasını da kayınbiraderi Damat Ferit in imzalamasını istemiştir. Fakat Damat Ferit bir mecnundur. Ve bu antlaşmayı imzalayamayacaktır. Diğer devlet erbabları bunu kabul etmemiştir. Eğer Damat Ferit imzalarsa, görevlerinden istifa edeceklerini bildirmişlerdir.

Ahmet İzzet Paşa hükümeti, Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayacak heyetin başına Rauf Orbay'ı atamıştır. Padişah Vahdettin bu atamayı bazı şartlarla kabul etmiştir.

İşte tam da bu noktada Padişah Vahdettin'in "tahtını", "tacını" ve "politik geleceğini" vatanından" üstün tuttuğu anlaşılmaktadır. Padişah Vahdettin'in önce kendini düşündüğünün iki önemli kanıtı şunlardır;

  1. Vahdettin, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren çok önemli bir antlaşmayı imzalayacak heyetin başkanlığına Damat Ferit gibi aklı bir karış havada, ne yaptığını bilmeyen birini atamak istemiştir.
  2. Vahdettin, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa'nın ve diğer bakanların istifa ederiz tehdidi üzerine Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayacak heyetin başına Bahriye Nazırı Rauf Bey'in atanmasını zoraki olarak kabul etmilştir. Ancak iki şartı vardır. Biri Hilafetin, saltanalın ve Osmanlı hanedanlığı hukukunun korunması diğer ise, herhangi bir Osmanlı iline özerklik verilirse bunu siyasi değil idari olmasıdır.

Vahdettin'in İngilizciliği

I. Dünya Savaşında yenilen ülkelerde rejim değişiklikleri olması, kralların tahtlarınıve taçlarını kaybetmeleri, Vahdettin'i kaygılandırmıştır. Bu nedenle Vahdettin, Mondros Ateşkes Antlaşması nı imzalayacak heyetin başkanı, Rauf Bey'den önce hanedan hukukunu korumasını istemiştir. Ancak çok geçmeden kaygılanmasına gerek olmadığı görüşmüştür. Çünkü emperyalistlerin Doğuda saltanat rejimini tercih ettikleri anlaşılmamıştır.

[caption id="attachment_146474" align="aligncenter" width="300"] Vahdettin'in İngilizciliği[/caption]

Vahdettin, 4 Ekim 1928 de ajanı Rüştü Bey'i İsviçre'nin başkenti Bern'de bulunan İngiliz Elçisi Sir Horaca Rumbold la görüşmeye göndermiş ve kafasındaki barış koşullarını İngilizlere önceden sunmuştur. Vahdettin'in barış koşullarına bakılacak olursa, onun yaşanan gelişmeleri doğru okyamacığı anlaşılmaktadır. Çünkü Vahdettin, Osmanlının dağılıp parçalandığı ve Anadolu'nun tehdit edildiğini görmeyerek, hala Hicaz da Filistin de ve Mezopotamya da hak iddia etmeye kalkmıştır.

Rauf Bey ve Delegeler kurulu, 30 Ekim 1918 de Mondros Ateşkes Antlaşmasını imzalayıp yurda döndüğünde Padişah Vahdettin, Rauf Bey'in başkanlığındaki delegeler kurulunu kabul etmiştir. Vahdettinci bazı yazarlar bu durumu, Vahdettin'in Mondros Ateşkes Antlaşması'nı beğenmediğine kanıt olarak göstermişlerdir.

Vahdettin'in Kurtuluş Savaşı sırasındaki politikası, bizzat kendi ağzından açıkladığı gibi, İngilizlerin hoşgörüsünü elde etmektir. Bunun dışında söylenen her şey palavradır.. 

Padişah Vahdettin genelde İtilaf Devletlerini özelde İngilizleri memnun etmek için iki önemli adım atmıştır:

  1. Meclis-i Mebudan'ı dağıtmıştır.
  2. Damat Ferit Paşa'yı sadrazam yapmıştır.

Damat Ferit ve Vahdettin İlişkisi

Vahdettin'in kız kardeşi Mediha Sultan ile evli olan Damat Ferit, padişah akrabasıdır ve tahtını, tacını hatta hayatını kaybetme korkusu taşıyan Vahdettin'in temel politikası akrabalarını iktidare getirmektir.

Padişah Vahdettin, milli hareketi başından itibaren boğmaya çalışan hain Damat Ferit'i tam 5 kez sadrazamlığa getirmiştir. Padişah Vahdettin'in ısrarla Damat Ferit'i sadrazam yapmasının nedeni, Ferit'in İngilizci ve akrabası olmasındandır. Vahdettin, bir taraftan Damat Ferit'in İngilizciliği sayesinde İngiltere ye yaklaşmaya çalışırken, diğer taraftan akrabalığı sayesinde onu çekip çevirmeye çalışmıştır. Dolayısıyla Damat Ferit hükümetlerinin Atatürk'ün önderliğindeki Milli Hareketi yok etmek için attığı ihanet adımlarını, Padişah Vahdettin den habersiz atılmış adımlar olarak görmek olanaksızdır.

[caption id="attachment_146475" align="aligncenter" width="264"] Damat Ferit ve Vahdettin İlişkisi[/caption]

Bunca zamandır Damat Ferit'in hep arkasında duran Padişah Vahdettin, Kurtuluş Savaşı esnasında Avrupa da bulunan Refi Cevat'a Damat Ferit bir yalancıdır. demiştir.

İngilizlere Yalvaran Bir Osmanlı Padişahı Vahdettin

Vahdettin'in İngilizciliğini Kurtuluş Savaşı başlamadan önce gören sağduyulu gerçek vatanseverler de vardır. Örneğin, daha İstanbul işgal edilmeden önce, Adana Karaisalı Müftüsü Hoca Mehmet Efendi halka hitaben, " Padişah İngilizlere kötülük ve fesat aracı olmaktadır. Ona bağlılık şeriat hükümlerine muhalefettir. Bundan dolayı din ve memleketi kurtarmak için savaş meydanına atılan önderlere ve kumandanlara katılmak ve onlara itaat etmek farz olmuştur. "demiştir.

Vahdettin: İngiliz Milletine Kuvvetli Sevgi ve Hayranlık Duygularım Vardı

Vahdettin, kelimenin tam anlamıyla bir İngiliz severdi. Bu gerçeği birçok kere kendisi ifade etmiştir. Vahdettin, bir mülakatta İngiliz gazeteciye;

"Eğer ben tahtta olsaydım, bu esef verici olay olmazdı. İngiltere'de öteden beri Türklere karşı mevcut dostluk duyguları savaş başladığı zaman hemen yok olmuş değildi. Fakat Ermenilerin öldürülmeleri, İngilizlerin Türkiye'ye karşı duygularında derin bir değişiklik yaratmıştır. Bu kötülükler... kalbimi yaralamıştır... Adalet çok geçmeden yerini bulacaktır. İngiliz milletine kuvvetli sevgi ve hayranlık duygularımı Kırım Savaşında İngilizlerin müttefiki olan babam Sultan Abdülmecit'ten miras aldım. Şimdi.. bu sebepten, memleketim ile Büyük Britanya arasında öteden berş mevcut dostane ilişkileri yenileyip kuvvetlendirmek için elimden geleni yapacağım."demiştir.

[caption id="attachment_146476" align="aligncenter" width="265"] Vahdettin İngiliz Milletine Kuvvetli Sevgi ve Hayranlık Duygularım Vardı[/caption]

Vahdettin'in Türkiye'yi İngilizlere Bırakma Önerisi

Vahdettinci yazarlar ve onların takipçisi liberal tarihçiler; "Canım hiç bir padişah kendi ülkesini satmak ister mi?" diye mantıksal bir çıkarım yaparak, Padişah Vahdettin'in Türkiye'yi İngilizlere bırakmak istediği tezine karşı çıkmaktadırlar. Aslına bakılacak olursa, mantıksal açıdan yaklaşıldığında evet bir padişahın kendi ülkesini, üstelik can düşmanı olan İngiliz emperyalizmine kendi elleriyle teslim etmesi çok mantıksız bir davranış olarak görülebilir. Ancak söz konusu Vahdettin olunca işler değişmektedir. Çünkü Vahdettin'in kafasında İngilizlere sığınmak dışında başka hiçbir kurtuluş seçeneği yoktur. Bu nedenle Padişah Vahdettin İngiliz yaltakçılığı konusunda sınır tanımamıştır.

Bazı yobaz tarihçiler tarafından nitelendirilen "Büyük Vatan Dostu Vahdettin'in" Sadrazamı Damat Ferit aracılığıyla İngiltere'ye sunduğu teklif;

"İngiltere, Avrupa ve Asya da gerek doğrudan doğruya Sultanın hakimiyeti altında bulunan, Türkçe konuşan ve gerekse özerklikten faydalanan vilayetler de, Türkiye'nin ecnebilere karşı bağımsızlığını ve memleket içinde sessizliği temin etmek için gerekli gördüğü yerleri 15 yıl süreyle işgal edecektir. İngiltere, dostluk hisleriyle duygulanarak Osmanlı bakanlıklarında gerekli gördüğü yerlere İngiliz müsteşarlarının Sultan tarafından tayinlerine izin verecektir. Bundan başka İngiltere hükümeti, her vilayete birer İngiliz Başkonsolosu tayin edecek ve bu konsoloslar 15 yıl süreyle vali yanına müşavirlik görevi yapılacaktır. İngiltere hem başkent İstanbul'da hem vilayetler de maliyeyi çok sıkı kontrol etme hakkına sahip olacaktır. Anayasa, Doğu halkının siyasi anlayışına ve yeteneklerine uygun olarak sadeleştirilecektir." demiştir. 

[caption id="attachment_146477" align="aligncenter" width="300"] Vahdettin'in Türkiye'yi İngilizlere Bırakma Önerisi[/caption]

Ey Vahdettin'i "Kurtuluş Savaşı Kahramanı" yapan utanmazlar!.. Vahdettin'in 30 Mart 1919 tarihinde Sadrazam Damat Ferit aracılığıyla İngilizlere sunduğu bu onursuzca teklifi nasıl açıklayacaksınız?

  1. İngiltere, gerekli gördüğü yerleri 15 yıllığına işgal edebilecek,
  2. Sultan, Osmanlı bakanlıklarına gerekli görülen İngiliz müsteşarlarının tayinine izin verecek,
  3. Her ile birer İngiliz konsolosu tayin edilecek,
  4. Bu konsoloslar 15 yıl süreyle valinin yanında müşavirlik yapacak,
  5. Türkiye de ki seçimleri İngilizler kontrol edecek,
  6. İngiltere, Türk maliyesini çok sıkı kontrol etme hakkına sahip olacak,
  7. Doğu halkının anlayışına göre anayasa sadeleştirilecek.

Bu 30 Mart anlaşma tasarısına İngilizler, olumlu ya da olumsuz hiçbir cevap vermemişlerdir.

Vahdettin'in İngilizlere yaptığı bu teklif, Türkiye'nin kayıtsız, koşulsuz İngiliz sömürgesi olmasını istemesinden başka nedir? Üstelik Vahdettin, İngilizlerin zoruyla, baskıyla değil, kendi aklıyla ve iradesiyle hareket ederek, bilerek, isteyerek ülkesini 15 yıllığına İngilizlere vermek istemiştir. Vahdettin, Türkiye'yi kayıtsız şartsız İngilizlere teslim etmeyi teklif ettiğinde Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkmasına sadece 50 gün vardır. "Vahdettin, Atatürk'ü Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için Samsun'a gönderdi"

diyen  Vahdettinciler, soruyorum size;

"Bu 50 gün içinde ne oldu da Vahdettin doksan derece dönerek tam bağımsızlığı düşünür oldu?" 

Neden Atatürk görevlendirildi diyen kesime sesleniyorum;

Öncelikle Atatürk'ü görevlendiren Vahdettin değildir, Atatürk'ü hükümet bu göreve getirmiştir. Vahdettin sadece bu atamayı onaylamıştır. Vahdettin'in onaylama nedeni ise;

gibi nedenlerden sonra Atatürk Samsun'a çıkmıştır.

Vahdettin'in Hainliğini Meclis Onaylamıştır

Yalancı tarihçilerin hala güncelliğini koruyan iddialarından biri de Vahdettin'in varan hainliğinin sonradan uydurulduğu aldatmacasıdır. Resmi tarih yalan söylüyor! diyerek kaleme sarılanların, "Cumhuriyetin ilanından sonra değişen rejime meşruluk kazandırmak için saltanat sistemini ve sultanı eleştirmek gerekiyordu, bunun için Padişah Vahdettin güah keçisi yapılıp vatan haini ilan edilmiştir." biçimindeki çarpıtmalar deşifre edildi.

[caption id="attachment_146478" align="aligncenter" width="242"] Vahdettin'in Hainliğini Meclis Onaylamıştır[/caption]

Vahdettin, Cumhuriyetin ilanından sonra değil daha Kurtuluş Savaşı devam ederken hain damgasını yemiştir. Vahdettin'in düşmanla ve Damat Ferit'le birlikte milli hareketi yok eltmek için elinden gelen herşeyi yapması üzerine Türk kamuoyu da zamanla vahdettini eleştirmeye bailamıştır. Bu eleştirilerin en canlı olduğu yer TBMM olmuştur.

Görüldüğü üzere, Vahdettin'e hain diyen resmi tarih değil, doğrudan doğruya milletin temsilcisi durumundaki millet vekilleri ve basındır.

- OKU HABER, Güncel bölümünde yayınlandı
https://www.okuhaber.com/haber/3438607/vahdettin-hain-degildir