Kurtuluş Savaşını Atatürk Değil Dedem Başlattı!!

Hiç kuşkusuz Atatürk'ü Atatürk yapan, dünyadaki ilk antiemperyalist mücadele olan Kurtuluş Savaşı'dır. Dolayısıyla Atatürk'ü yok etmek isteyenler önce...

Hiç kuşkusuz Atatürk'ü Atatürk yapan, dünyadaki ilk antiemperyalist mücadele olan Kurtuluş Savaşı'dır. Dolayısıyla Atatürk'ü yok etmek isteyenler öncelikle bu yalana sıkıca tutunmuşlardır. Atatürk'ü ve Atatürk düşüncesini yok etmek isteyen din simsarı yobazların ve faşist liboşların gerçek amacı şüphesiz, Kurtuluş Savaşı gerçeklerini ortaya çıkarmak değildir. onların asıl amacı, önceden beri gıcık oldukları Atatürk'ü halkın gözünden düşürmektir. Bazı şovmenlerin ortaya çıkarak, Kurtuluş Savaşını Atatürk Değil Dedem Başlattı!! yalanını söyleyerek asıl amaçları tarihi ters yüz ederek tatmin olmaktır. Evet, "Anadolu Direnişi" ilk olarak toprağı işgal edilen, hanımına, kızına tecavüz edilen Türk halkı tarafından başlatılmıştır. Ancak bu direnişin topyekün bir bağımsızlık hareketi haline gelmesi, yani Kurtuluş Savaşı niteliğine bürünmesini sağlayan Mustafa Kemal Atatürk'dür. İşgalcilere ilk kurşunun sıkılması, ilk direnişlerin başlaması, hatta direniş amacıyla yurdun değişik yerlerinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinin kurulması başka şeydir; bu pasif direnişin örgütlenerek sistematikleştirilerek ve merkezileştirilerek Kurtuluş Savaşı haline getirilmesi başka şeydir. Bu işi 19 Mayıs 1919 yılında Samsun'a çıkan Atatürk yapmıştır. Amasya Genelgesi, Erzurum Kongresi, Sivas Kongresi, TBMM'nin açılması, düzenli telgraf trafiği ve yazışma ağıyla bütün asker-sivil yetkililerin organize edilmesi, görevlendirilmesi ve yönetilmesi işini üzerine alan Atatürk, "dağınık halk direnişinden" sistemli bir yapı meydana getirerek emperyalizme karşı dünyadaki ilk Kurtuluş Savaşı'nı vermiştir.

Atatürk'den Önce Direniş Başladı Mı?

İşin bu boyutunu ortaya koyduktan sonra, şimdide "Atatürk'den Önce Direniş Başlamıştı" söyleminin temelsizliğini ortaya koyarak, Anadolu Direnişi düşüncesinin fikir babasının herkesten önce Atatürk olduğunu kanıtlayacağım. Uyanıklar, kavramları birbirine karıştırarak halkın gönlündeki Atatürk sevgisini silmeye çalışmaktadır. Ama yağma yok! Herşeyi anlayacak olgunlukta olan bu halkı kandırmanın öyle kolay olmadığını artık herkes anlayacaktır.

I. Dünya Savaşı’nı Doğru Anlamak

Kurtuluş Savaşı’nın nasıl ve kimler tarafından başlatıldığını anlayabilmek için I. Dünya Savaşı’nı doğru anlamak gerekir. 20. yüzyılın başlarında İngiliz, Fransız ve Rus emperyalizminin kıskacı altındaki Osmanlı Devleti, Almanya’nın yanında I. Dünya Savaşı’na sürüklenmiştir. 1914-1918 yılları arasındaki bu savaşta birçok cephede mücadele etmek zorunda kalan Osmanlı Devleti, Çanakkale hariç, tüm cephelerde çok ağır yenilgiler almıştır. 500 binden fazla kayıp veren Osmanlı Devleti, savaş sonrasında Arap Yarımadası’nı ve Ortadoğu’yu kaybederek Anadolu’ya sıkışmıştır. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi bir “çılgınlık” değil, bir “mecburiyet”tir. [caption id="attachment_151217" align="aligncenter" width="650"] I. Dünya Savaşı’nı Doğru Anlamak[/caption] 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’ndan sonra İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti’ni koruma politikasından vazgeçerek Rusya ve İtalya ile de anlaşıp Osmanlı mirasını paylaşmaya karar vermişlerdir. Bu amaçla 1908-1918 yılları arasında Osmanlı’yı parçalamaya ve paylaşmaya yönelik birçok gizli anlaşma yapılmıştır. I. Dünya Savaşı’nın başlarında Osmanlı Devleti’ni idare eden İttihat ve Terakki Partisi İngiltere, Fransa ve hatta Rusya ile yakınlaşmak istemiş ancak bunu başaramamıştır. Bırakın bu ülkelerle yakınlaşmayı, o günlerde İngiltere, parası ödendiği halde Osmanlı Devleti’ne vermesi gereken iki savaş gemisini bile vermemiştir. Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı sırasında emperyalist bir saldırıya uğrayacağı kesindir. Özellikle, savaşın başlarında Osmanlı’yı parçalamak ve paylaşmak için yapılan gizli antlaşmalar bu gerçeği çok açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Özellikle İngiliz emperyalizmi, Osmanlı petrollerini, dolayısıyla Kuzey Mezopotamya’yı, boğazları, Ortadoğu’yu ve Kafkas enerji hatlarını ele geçirmek için Osmanlı’ya saldırmaya kararlıdır. Örneğin İngilizler, Osmanlı Devleti daha fiilen ve resmen I. Dünya Savaşı’na girmeden önce, Osmanlı’nın Mezopotamya topraklarına yönelik askeri harekat hazırlıklarını bitirmişlerdir. İngilizlerin Hindistan İstila Gücü, 15 Ekim’de yola çıkmış ve 25 Ekim 1914’de Bahreyn’e ulaşmıştır. Bu sırada Osmanlı henüz I. Dünya Savaşı’na girmiş değildir. Özetle, Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na girmemek için ne kadar direnirse dirensin, eninde sonunda bir bahaneyle bu savaşa sürüklenecektir; çünkü, bu savaşı başlatanların temel amaçlarından biri Osmanlı’yı tasfiye etmek ve parçalayarak paylaşmaktır. BAKINIZ: YAZI VE DİL DEVRİMİ TÜRKİYE’Yİ TARİHİNDEN KOPARMIŞTIR!!

Osmanlı Devleti'nin I.Dünya Savaşı'na Girmesi Normaldir..

Atatürk’e göre de Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi son derece normaldir: “I. Dünya Savaşı’na girilmemesi arzu edilirdi” diyen Atatürk, bunun şu nedenlerle imkânsız olduğunu belirtmiştir:
  • Maddi olanakların yeterli olmaması: Tarafsızlık için paramız, silahımız, araçlarımız ve sanayimizin olmaması,
  •  Türkiye’nin coğrafi konumu: Özellikle Boğazların bir geçiş güzergâhı olması ve Osmanlı Devleti’nin boğazları koruyacak güce sahip olmaması,
  •  Rusların İtilaf Devletleri yanında yer almasının tedirginlik yaratması,
  • İngilizlerin, Türk halkından toplanan 7 milyon lira ile yaptırılan gemileri gasp etmesi,
  • Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesinden daha 4 ay önce İngilizlerin, Osmanlı’nın tamamen zararına bir Ermenistan Devleti’nin kurulmasına karar verdiklerini açıklaması,
  • İstanbul’un Çarlık Rusyası’na vaat edilmiş olması.
[caption id="attachment_151225" align="aligncenter" width="682"] Osmanlı Devleti'nin I.Dünya Savaşı'na Girmesi Normaldir..[/caption] Atatürk, olaya bakışını şöyle özetlemiştir: “Türkiye I. Dünya Savaşı’na girmeye mecburdu ve mevcut dünya dengesine göre bu giriş şekli de olandan ve görünenden başka türlü olamazdı. Belki savaşa giriş zamanı, belki kuvvetleri kullanma tarzları, özetle bir sürü ayrıntı eleştirilebilir. Fakat, esasa diyecek yoktur. Türkiye savaşa girerdi ve böyle girerdi.”  Burada tartışılması gereken Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na girmesi değil, savaş sırasındaki ve sonrasındaki siyasi ve askeri stratejileridir. İşte bana göre,(Sinan MEYDAN) İttihatçılar ve Enver Paşa bu noktada büyük hatalar yapmıştır. İşte o hatalar:
  • Türk ordularını Alman subayların komutası altına vermeleri,
  • Geleceği doğru okuyamayarak Anadolu dışında; Arap çöllerinde ve Transkafkasya’da gelecek aramaları,
  • Alman çıkarlarının Türk çıkarlarının önüne geçtiğini fark edememeleri veya bunu engelleyecek iradeyi gösterememeleri,
  • Savaş sonrasında, Wilson İlkelerine güvenerek ve İngilizlerin merhametine sığınarak Mondros Ateşkes Antlaşması’nı imzalamaları... Bence asıl eleştirilmesi gereken noktalar bunlardır.
I.Dünya Savaşı Sonlarında Atatürk
Enver Paşa ve diğer İttihatçılar, Arap çöllerinde ve Turan ellerinde hayal peşinde koşmanın hesaplarını yaparken, Atatürk Anadolu’yu savunmanın hesaplarını yapmıştır. I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde İngilizleri ve Fransızları durduran, Doğu cephesinde Muş ve Bitlis’i Ruslardan geri alan Mustafa Kemal Atatürk, 17 Şubat 1917’de Hicaz Seferi Kuvvetler Komutanlığı’na atanmıştır. Bu ordunun görevi, Arap Yarımadası’nı; Mekke’yi, Kabe’yi savunmak ve Suriye’yi Medine’ye bağlayan demir yolunu elde tutmaktır. Fakat Atatürk’ün çok daha başka düşünceleri vardır: O, değil Hicaz’a asker sevk etmek, oradaki askerleri de alıp Anadolu ve çevresinde güçlü bir “savunma hattı” oluşturmak istemektedir. Atatürk, Halep’e giderek bu düşüncesini Enver Paşa ve Cemal Paşa’yla paylaşmış, ancak görüşleri dikkate alınmayınca görevinden istifa edip İstanbul’a dönmüştür. [caption id="attachment_151219" align="aligncenter" width="682"] I.Dünya Savaşı Sonlarında Atatürk[/caption] Enver Paşa, Atatürk’ü bu sefer de Kafkasya içlerindeki 9. Ordu Komutanlığı’na atamak istemiş, ancak Atatürk, Anadolu dışındaki bu uzak görevi kabul etmeyince bu sefer de Suriye’deki 7. Ordu Komutanlığı’na atanmıştır. Atatürk, Suriye cephesinde 7. Ordu Komutanı’yken grup komutanı Alman General Falkenhayn’la görüş ayrılığına düşmüştür. Falkenhayn, önce İngilizleri Palestin’den söküp atmayı sonra da Bağdat’ı almayı planlamaktadır. Başkomutan Vekili Enver Paşa da Falkenhayn gibi düşünmektedir: Rauf Orbay’a, “Biz genel durum bakımından Medine’nin sonuna kadar savunulmasını, Bağdatın da bir an önce geri alınmasını siyaseten gerekli görüyoruz” demiştir. Geleceği doğru okuma yeteneğine sahip olan Atatürk, General Falkenhayn’ın sadece Alman çıkarlarını düşündüğünü, İngiliz üstünlüğüne aldırış etmeden, Arapların iç yapılarını dikkate almadan emrindeki Türk ordularını ateşe atarak bir taarruz planı üzerinde çalıştığını fark etmiştir.
Atatürk: Anadoluyu Savunmalıyız!!
Atatürk, Alman çıkarlarını koruyan ve Türk ordusuna zarar veren General Falkenhayn’la çalışmak istemediğini iki raporla üstlerine bildirmiştir: Atatürk, ilk raporunu, 20 Eylül 1917’de Halep’ten, Dahiliye Nazırı Talat Paşa ve Başkomutan Vekili Enver Paşa’ya göndermiştir. Atatürk, 2010 kelimelik, 7 büyük sayfalık bu uzun raporunda “cesaretle” ve “açık yüreklilikle” şu çarpıcı değerlendirmeleri yapmıştır:
  • Halk ile yönetim arasındaki bağlar sarsılmıştır. Ülke genel bir anarşiye doğru sürüklenmektedir.
  • Mülki idare tam bir aciz içindedir. Zabıta kuvvetleri zayıf ve yetersizdir. Memurlar rüşvet almakta, yolsuzluk ve vurgunculuk yapmaktadır.
  • Yargı işlememektedir.
  • Ekonomi çökmektedir.
  • Saltanat çürümektedir. Bir gün hep birden çökmesi ihtimali vardır.
  • Almanların, I. Dünya Savaşı’nı kazanması imkânsızdır.
  • Ordumuz, sefil ve perişan durumdadır.
  • Alman general Falkenhayn Alman çıkarlarını korumaktadır.
[caption id="attachment_151215" align="aligncenter" width="668"] Atatürk Anadoluyu Savunmalıyız!![/caption] Atatürk, sorunları bu şekilde sıraladıktan sonra çözüm yollarını da şöyle sıralamıştır: 1. Hükümeti güçlendirmek, 2. Beslenmeyi sağlamak, 3. Yolsuzlukları en aza indirmek, 4. Ülkeyi sağlam bir hareket üssü haline getirmek, 5. Askeri politikamızı bir savunma politikası haline getirmek. Atatürk, askerlik tarihinde bir benzerine daha rastlanmayan bu ünlü raporunu şu çarpıcı cümlelerle bitirmiştir: “Askeri politikamız bir savunma politikası olmalı. Elimizde bulunan kuvvetleri ve bir tek eri sonuna kadar saklamalıyız. Memleket dışında da bir tek Türk askeri kalmamalıdır. İşte benim düşüncelerim bundan ibarettir. Bulunduğumuz mevki sebebiyle bunları tasvir etmekle vicdanım üzerindeki yükü atmış olduğuma inanıyorum. ” İşte Atatürk’ün 1917 yılındaki düşüncesi: “Memleket (Anadolu) dışında bir tek Türk askeri kalmamalıdır.” Atatürk’ün, “Memleket dışında bir tek Türk askeri kalmamalıdır” dediği Enver Paşa, o günlerde Kafkaslar’da, Dağıstan’da ve Hicaz’da bulunan orduların zafer haberlerini beklemekte, bu da yetmezmiş gibi Hindistan’a bir sefer yapmayı planlamaktadır.
Birinci raporundan herhangi bir sonuç alamayan Atatürk
24 Eylül 1917’de, yine Halep’ten Enver ve Cemal Paşalara ikinci bir rapor daha göndermiştir. Bu raporunda özellikle General Falkenhayn’ı çok ağır bir dille eleştirerek görevden alınmasını istemiş, aksi halde istifa edeceğini belirtmiştir. Atatürk’ün, Enver Paşa gibi rakiplerinin onu bir kaşık suda boğmak istedikleri bir ortamda “idamı göze alarak” böyle raporlar hazırlaması, her şeyden önce onun katıksız vatanseverliğinin bir göstergesidir. Atatürk, ülkenin yanlış politikalar nedeniyle her geçen gün biraz daha batağa sürüklendiği bir ortamda, sorumluluk sahibi bir asker ve duyarlı bir yurttaş olarak her şeyi göze alıp devleti yönetenleri uyarmayı kendisine bir görev saymıştır. Atatürk’ün bu tarihi raporları adeta görmezlikten gelinmiştir. Hükümet ve Başkomutanlık, ne bir disiplin soruşturması açmış, ne de görüşlerini dikkate almıştır. Bunun üzerine o da “kendi kendimi görevden aldım” diyerek istifa etmiştir. [caption id="attachment_151226" align="alignnone" width="800"] Birinci raporundan herhangi bir sonuç alamayan Atatürk[/caption] Yıldırım Orduları Komutanı Falkenhayn, bu durumu disiplin aşımı olarak değerlendirerek Atatürk’ün derhal cezalandırılmasını istemişse de Enver Paşa, böyle bir kararın Atatürk’ün kamuoyundaki şöhretini daha da arttıracağını düşünerek onu Diyarbakır’daki 2. Ordu Komutanlığı’na atamıştır. Ancak Atatürk, görüşleri dikkate alınmadıkça ve raporlarında belirttiği sorunlar çözümlenmedikçe “hiçbir makamda memlekete hizmet etmeyeceğini” belirterek bu görevden de istifa edip İstanbul’a dönmüştür. Atatürk bir süre sonra yeniden Suriye-Filistin’deki 7. Ordu Komutanlığı’na atanmıştır. Bu sırada Yıldırım Orduları Komutanlığı’na Liman Von Sanders getirilmiştir.  

15 Ağu 2019 - 19:28 - Güncel --- Okunma


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak OKU HABER Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan OKU HABER hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler OKU HABER editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı OKU HABER değil haberi geçen ajanstır.




Anket Erken seçim olsa hangi adaya oy vermeyi düşünürsünüz?